2000’li yıllarda yeni roman

Gezi Direnişi’nin kültürel kodları ile içine doğduğu 2000'ler kültürel iklimi arasındaki bağlantıları keşfetmenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. 2000'ler edebiyatı sessiz, duyarsız kaldığı düşünülen yığınların neler biriktiriyor olduğunu, hangi bireyselliklerle hayata tutunduğunun ipuçlarını vermesi  anlamında kestirmeci olmayan bir ilgiyi hak etmektedir.



25-06-2017 09:43
Bora Murat Pektaş

Türkiye’de 2000’li yıllar basılan eser sayısı anlamında romanın altın çağı oldu. Birçok yeni yazar bu yıllarda ilk romanlarını yayımladı.Yeni yeni konular alışılmışın dışında biçimlerle anlatıldı bu yazarlar tarafından.Romanda ortaya çıkan sözkonusu hareketlilik kendi tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Bu tartışmalar  2000’li yıllarda yazılan romanları yerden yere vuranlarla yere göğe sığdıramayanlar arasında gerçekleşti çoğu zaman.

2000’li yılların romanını “çöp” olarak niteleyenler en çok,toplumsal düzene eleştiri getirmedikleri,edebiyatta bir çeşit çürüme yarattıkları iddiasıyla eleştirdiler bu romanları.2000’li yıllarda yazılan romanlara  diğer yakadan yaklaşanlar ise, metnin kişisel olması gerektiği,toplumsal kaygıların sanatı sakatladığı gibi on yıllardır ileri sürülen  argümanlarla  olumladılar onları.Toplumsal süreçlerin metin üzerinde nüfuzu olmaması gerektiğini iddia ederken aynı zamanda “eski” yazın biçimlerinin günün ihtiyaçlarını karşılamayacağını,metnin bütünlüklü bir anlam arayışına girmesinin gereksiz olduğunu söyleyerek eğlence yazarlığını yücelttiler bir anlamda.

Bu iki ayrı bakış da sağlıklı yaklaşımlar geliştiremedi günümüz romanına dair.Oysaki bu iki uç arasında yeni romanı anlayabileceğimiz kocaman bir alan uzanıyor.

Bu dizinin amacı 2000 yılı sonrasında yayımlanan romanları ihtiyacı olan eleştirel bakışla incelemek olacak.

EDEBİYATIN DAR KAPILARI:12 EYLÜL

Yukarıda bahsedilen tartışmanın kökenlerini en çıplak haliyle 80’li yıllarda bulabiliyoruz.Bu tartışma 12 Eylül Darbesi’nin ertesindeki puslu havada,siyasal ve kültürel anlamda yenilen toplumcu siyasal çizginin yokluğunda yaşandı.

12 Eylül Darbesi,12 Mart ve ülkenin önceki önemli kırılmalarına kıyasla daha kapsamlı bir müdahalede bulundu ülke tarihine. Darbe,önceki örneklerinden farklı olarak sadece toplumsal muhalefeti bastırma endişesiyle değil onu yok etme motivasyonuyla işe koyuldu.Bu durum kültürel dokuda o günden bugüne giderilemeyen yaralar da açtı. Solun toplumsal alandan neredeyse tamamen çekilmesi ile oluşan boşluk liberal “özgürlükçü” fikirlerin istilasına uğradı. Bir yandan birey kutsanırken bir yandan da bu durumun doğal sonucu olarak kültür alanında bireyci hegemonya kurulmaya çalışıldı.

Liberal değerlerin topluma rahatça sunulacağı bir özgürlük yanılsaması ortamı yaratıldı. Bireyi toplumdan soyut bir “kendinde insana” dönüştürme yollarına bolca taş döşendi.

 “Özgürlük” söyleminin bireyi esir aldığı o günlerde bu yıkımdan en büyük payı alanlardan birisi de edebiyat oldu. Edebiyatın aldığı bu pay 12 Eylül’e kadar solda ve edebiyatta bir kuşaktan diğerine neredeyse kesintisiz bir biçimde aktarılan politik ve edebi birikimin,12 Eylül’ün duvarlarını aşıp sonraki kuşaklara ulaşamaması oldu… Solun daha önce ağır saldırı ve sarsıntılardan kurtulmasını sağlayan,yabancılaşmaya ve yalnızlaşmaya karşı direncini koruyan kolektif ruh,  darbeden ağır yaralı olarak çıktı.Ona yol gösterecek referanslardan uzak kalan  yazar,yeni dönemin koyu gölgesinde kendi bunalımlarına saplandı. Edebiyatçının ancak toplumsal meselelerle olan mesafesini koruduğunda birey olabileceği miti yüceltilirken,toplumsal meselelerin yazarları zapturapt altına alınmaya çalışıldı. Romanda gerçekçilikten kaçış başlamıştı artık.

Alışılmış roman biçimleri,bu kaçışı ve kültürel yapıdaki dönüşümü taşıyamazdı.Bireyi ve ortaya çıkan yeni meseleleri anlatma çabası, genelde toplumsal meselelerle meşgul olan gerçekçi romanın kalıplarına dökülemeyecek yeni bir malzemeydi.Tam burada post-modern diyebileceğimiz yaklaşımlar işe koşulacaktı.Böylece günümüze kadar uzanan yeni biçimlerin temelleri,daha o günlerde atılmış oldu.

GEZİ DİRENİŞİ’DEN EDEBİYATA UZANAN YOL

Bu yeni roman yazımı öyle ya da böyle 2000’li yıllara kadar kabul gördü. 2000’li yıllar boyunca emareleri görülen,2013 yılındaki Gezi Direnişi sonrası ise çeşitlenip zenginleşen biçimlerle günümüze kadar geldi.

Bu noktada Gezi Direnişi’nin kültürel kodları ile içine doğduğu 2000'ler kültürel iklimi arasındaki bağlantıları keşfetmenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. 2000'ler edebiyatı sessiz, duyarsız kaldığı düşünülen yığınların neler biriktiriyor olduğunu, hangi bireyselliklerle hayata tutunduğunun ipuçlarını vermesi  anlamında kestirmeci olmayan bir ilgiyi hak etmektedir.

Nihayetinde kendi zengin birikimini yaratan Gezi Direnişi bir toplumsal kalkışma olduğu kadar kültürel bir depremdi de. Bir süreden beri kendisini kıyıda köşede var eden huzursuzluğun toplumsal bir başkaldırıda vücut bulmasıydı. Bir yandan siyasal alanda oluşan çaresizliğe karşı umut olurken bir yandan da iliklerimize kadar işleyen yalnızlığı ve somurtkanlığı alıp götürmüştü bu büyük başkaldırı. Basit bir politik eylemliliğin ötesine geçip kısa bir süreliğine de olsa hayatı güzelleştirmişti. Vicdan ve aklın somut ortaklığının ortaya çıkarabileceği büyük insanlık potansiyelinin altını çizmişti.

Fakat Gezi Direnişi’nin hikâyesi bununla kalmadı çünkü etkisi sığ değil derine doğruydu. Bu derinlemesine etki, kültür alanına, özellikle edebiyata ve sanatın diğer alanlarına da  ulaştı.Mesele Direniş’in şarkılara,öykü ve romanlara konu olması değildi sadece, yazılan sayfalar  içinde  kendi ruhunu yeşertmesiydi.

Gezi Direnişi, olayları siyah  ve beyaz üzerinden  çözümlemeye alışkın politik akla gri bölgeleri de gösterdi. Kültürel alanda  bu gri alanların daha çok olduğunu söyleyebiliriz. Popüler kültür diyebileceğimiz bu alanın edebiyatta bıraktığı iz her zaman belirgin olmuştur. Gezi Direnişi sonrası popüler kültür öğelerinin romana etkisinin belki de kat be kat arttığını söylemek sanırım abartılı olmaz. Bu durum kestirip atmalardan uzak, nesnel eleştirilerin  varlığını zorunlu kılıyor.

Politik yaşamdaki müdahalenin en önemli araçlarından birisi olan eylemin yerini, roman söz konusu olduğunda eleştirinin aldığı söylenebilir. Tıpkı politikada olduğu gibi romanda da hor görmeye, yok saymaya ya da “çöp” olarak sıfatlandırmaya dayalı bir yaklaşım bizi mücadelenin dışına itmekle kalmaz, romanı yozlaşmış gerici etkilere karşı savunmasız bırakmış da olur.

Gezi Direnişi’ne özel bir önem atfedip, direnişin kültürel kodlarını taşıyan 2000’ler edebiyatını hor görmenin ise adlı adınca tutarsızlık olduğunu söylemeye bile gerek yok. Birisi(Gezi) öncesiyle ve sonrasıyla siyasal ve kültürel dönüşümün çıplak gerçekliği; ikincisi(2000’ler romanı) ise bu gerçekliğin dolaylı bir biçimde var oluşudur.

Önümüzdeki yazı 2000’ler romanının genel özelliklerine dair olacak.


Not: Bu yazı için B.Sadık Albayrak’ın “Best Seller Okuma Kılavuzu” kitabı ve eleştiri yazılarından, Berna Moran’ın “Türk Edebiyatı’na Eleştirel Bir Bakış” kitabından ve Ömer Türkeş’in çeşitli yazılarından yararlanıldı.