2000'ler romanı (III) /‘Kan ve Gül’ ve bir garip ‘Müptezel’

Müptezeller’de kendi kurallarına uymayanı dışlayan toplum ile toplumun dışladığı mağdur birey klişesi var. Bakır sürekli dibe vurmasının nedenlerini hep toplumda arıyor bu nedenle. Aziz ise yaşadığı huzursuzluğun ve saplantılarının kaynağını kendisinden ve geçmişinden yola çıkarak bulmaya çalışıyor. Sonuçta Aziz, Bakır’ın aksine sorunlarından kaçmadan, hayatını anlamlandırmak ve Nergis’e olan saplantısından kurtulmak için çabalıyor.



09-07-2017 09:56
Bora Murat Pektaş

Kurmaca en basit anlamıyla yazarın romanda yarattığı dünyadır. Yazarın kurduğu bu dünya romanın kendine ait gerçekliğidir. Yazar nesnel gerçeği olduğu gibi aktarmayacağı için romanın tutarlılık açısından sınanması da metin üzerinden yapılabilir ancak.

Roman metni sanatsal yaratıcılığın başka bir deyişle yazarın özgürlük alanıdır. Zaten bu özgürlük alanı olmadan sanattan da söz edilemez. Fakat bu özgürlük her şeyden bağımsız, sorumsuz bir özgürlük olmamalı. İster toplumsal meseleleri anlatsın ister bir aşk hikâyesini isterse fantastik bir roman söz konusu olsun, yazar metne karşı ve yazdığı bu metinle ilgili olarak okura karşı sorumludur. Bu sorumluluk metnin tutarlı olmasını gerektirir.

Emrah Serbes’in son romanı Müptezeller’de bu sorumluluğu gördüğümüz söylenemez. Çok hızlı akan, oradan oraya savrulan, savrulmaları bir yere bağlayamayan bir roman. Okuyunca özen gösterilmeden yazıldığı anlaşılıyor. Ardı arkası kesilmeyen bela silsileleri, sürekli kendi haline kahrolan ancak bu kahırlı halden kurtulmak için hiçbir çaba sarf etmeyen ana karakter Bakır Aslan, bol miktarda tesadüfilik… Tutarsızlıklar ve maddi hatalar da mevcut Müptezeller’de.

Romandaki bu dağınıklıktan politik göndermeler de payını almış. Birçok politik eleştiri oraya buraya serpiştirilmiş, bütünlükten uzak bir halde karşımıza çıkıyor kitabı okurken.

Müptezeller’in ana karakteri Bakır Aslan kendini toplumun dışında gören, hayatı kaostan ibaret bir karakter. Kendi deyimiyle “sistemin dışında” bir insan. Bu düzene baş eğmemeye kararlı, kendi söyleyişiyle toplumun “maskarası” olmamaya çalışan bir “müptezel”. Bakır, ancak yazar olursa toplumsal düzeneğin dışında kalabileceğini, herkesin bir sebeple diğerinin ayağını kaydırmaya çalıştığı bu dünyada yazarlık yaparak bu ilişkilerden azade olabileceğini düşünüyor. O böyle düşününce aklımıza haklı olarak ”Yazar olunca boyun eğmemiş, toplum kurallarından, iktisadi ilişkilerden azade mi olmuş olacak?” sorusu geliyor. Başka biçimde sorarsak : “Herhangi bir meslek, toplumdaki sınıfsal ilişkilerden nasıl azade olabilir?”. Buradaki niyeti anlamakla beraber böyle bir kategorileştirmenin anlamsız daha doğrusu yanlış olduğunu düşünüyorum.

Romandaki bir başka sorun Bakır’ın, müptezelliğinin nedenini ve dolayısıyla çözümünü kendinde değil başka yerlerde araması. Arada “Ne yaptım da bu hale geldim?” gibi kendisine pay çıkaran sorular da sormuyor değil Bakır fakat onun pek üzerinde duracağı tarzda bir soru değil bu. Zaten olaylar o kadar hızlı, bağlantısız ve nedensellikten uzak akıyor ki Bakır’ın bunları düşünmesini sağlayacak koşullar da ortadan kalkıyor.

Bakır’ın inatla kendi hayatının öznesi olmaktan kaçması onun, 2000’ler romanının kaybeden ama zeki; kendini toplumsal ortalamanın ilerisinde gören ve bu sebeple toplumsal düzenin dışında kalmış(asosyal/sosyopat) ama varoluş mücadelesini felsefi olarak yürüten yeni roman “tipinin” bir karikatürü olarak kalmasına neden olmuş.

Müptezeller boşluğu duyulanlara dair bir roman. Olağan bir hayatın, basit insan ilişkilerinin, bir sevgilinin, çocuklukta alınamamış akülü arabanın yokluğunun hikâyesi. İyi bir başlangıç fikri ne yazık ki hakkı verilmeden romanlaştırılmış. 

Alper Canıgüz’ün son romanı Kan Ve Gül, Müptezeller’e kıyasla daha derli toplu bir roman. Bunun en önemli nedeni karmaşık olan kurguda her şeyin birbirine girme ihtimaline karşı, romanı kendi hattında tutacak bir alt hikâye olması. Kan Ve Gül’de yapıyı ayakta tutan bu unsur alttan alta varlığını sürdüren polisiye hikâye. Müptezeller’de Bakır’ın yazarlık hevesi bu işlevi yerine getirecekken konu iyi işlenmeyip silik kaldığı için romana doğrultu kazandıramıyor, dolayısıyla da romanın bütünlüğünü sağlayamıyor.

Kan ve Gül’ün ana karakteri Aziz de Bakır Aslan gibi alkolik ama onun aksine işi gücü olan bir orta sınıf mensubu. Aziz, Bakır’ın kafasındaki muğlak düzen içi-düzen dışı ikilisinin ilkinde yer alıyor yaptığı iş nedeniyle. Aziz payına düşen bir işte çalışmak zorunda kalıyor, buna pek itiraz etmiyor ve yaşamak “zorunda” olduğu hayatı pek de sorgulamadan yaşıyor. 3. sınıf aşk romanları çeviriyor para kazanmak için.

Bakır Aslan’a sorsak Aziz için “düzen adamı” derdi, Aziz ise buna karşılık “Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir?” diye cevaplardı sanırım. (Kan Ve Gül, sayfa 15)

Müptezeller’de kendi kurallarına uymayanı dışlayan toplum ile toplumun dışladığı mağdur birey klişesi var. Bakır sürekli dibe vurmasının nedenlerini hep toplumda arıyor bu nedenle. Aziz ise yaşadığı huzursuzluğun ve saplantılarının kaynağını kendisinden ve geçmişinden yola çıkarak bulmaya çalışıyor. Sonuçta Aziz, Bakır’ın aksine sorunlarından kaçmadan, hayatını anlamlandırmak ve Nergis’e olan saplantısından kurtulmak için çabalıyor. Bunda başarılı da oluyor.

2000’li yıllarda yazılan romanlarda çok fazla rastlantısal durum var. Sebepsizce gelişen olaylar, aniden ortaya çıkan karakterler, ağzımızı açık bırakan sürprizler… Tüm bunlar yazar açısından işleri kolaylaştıran, romanın tıkandığı noktalarda düğümleri çözen bir işleve sahip olsa da metnin edebi değerini düşürüyor bana kalırsa. Müptezeller’de de Kan Ve Gül’de de bu tür tesadüfleri görebiliriz. Müptezeller’de İsmail karakterinin sürekli sağdan soldan tekrar romana dahil olması, Bakır’ın hastanede flört ettiği genç kadının Bakır’ın ona verdiği kalemle gözünü çıkarması, Hoca denilen karakterin birden ortaya çıkması bunun birkaç örneği. Kan ve Gül’de de yine benzer örnekler mevcut.

Nedenselliğin bir kenara atılması gibi romanda yazarın işini kolaylaştıran bir başka durumunda karakterlerin derinlikten uzak bir biçimde yaratılmaları. Çok boyutlu bir biçimde ortaya konulan karakterlerin olayların içinde kendi kişisel özelliklerine uygun bir şekilde hareket etmek zorunda olmaları yazarın sarf edeceği sayılır miktarda çabayla mümkün olacağından derinlemesine karakterleri pek göremiyoruz artık. 2000’li yıllarda yazılan, birçoğu olay odaklı romanın ortak özelliği diyebiliriz bu durum için. Bakır Aslan’ın bu sığlığın ortalama bir örneği olduğu söylenebilir. Aziz ise, bir Alper Kamu olmasa da, kendine has özellikleri olan görece daha fazla bir karakter.

Bitirirken, yazarın sanatsal özgürlüğünün sorumsuzluk anlamına gelemeyeceğini tekrarlamanın bir zararı olmayacaktır. “Okur bunu istiyor” kolaycılığını ise konuşmaya bile gerek yok.